Mostar, Bosna Hersek sınırları içinde bir şehir. Birçoğumuz bu şehri meşhur Mostar köprüsüyle tanırız. Hani savaşta yıkılan ve sonra yeniden Türkler tarafından inşa edilen köprü.
Boşnak ve Hırvatları birleştiren bu köprünün taşları savaş sırasında Neretva Nehri’nin sularına gömülmüş. Fakat suların altından toplanan taşlarla yeniden inşa edilen köprü, eskiyi aratmayacak kadar etkileyici.
Köprü, eski Mostar şehriyle birlikte 2005 yılında Dünya Miras Listesi’ne eklenmiş. Köprünün batısında Hırvatlar, doğusunda Boşnaklar yaşıyor. Fakat tamamen aynı dili konuşup, aynı şekilde yaşıyorlar.
Bosna Hersek’e ani bir kararla gitmek için yola koyulduğumuz zaman, ilk durağımız Mostar şehri oldu. Açıkçası savaşın hınca hınç yaşandığı bir bölgede böylesine güzel bir şehir görmeyi beklemiyordum.
Savaş elbette ki her yeri etkilediği gibi, burayı da oldukça fazla etkilemiş.
Birçok binanın üzerinde kurşun ve bomba izleri var. Hatta özellikle bu şekilde bırakıldığını düşünüp, bu soruyu yerlilerine sorduğumuzda, birçok yapının yeniden inşa edilmesi için zaman ve paranın yetmediği cevabını aldık.
Mostar şehrinde, daha önce duyduklarımızla doğru orantılı olarak, orta yaş kesimine pek rastlayamadık. İnsanlar ya genç, ya da yaşlılar. Savaşta orta yaş genelde kaybedilmiş. Şehrin kimi yerlerinde “Don’t Forget 93” yazılı taşlar var. Savaşın burayı derinden etkilediği oldukça belli.
Mostar’da Nerede Kalınır?
Halk arasında İngilizce bilen pek kimse yok. Bir de üzerine (belki de savaş nedeniyle) ürkeklik eklenince, kalacak yer bulmak için insanlarla iletişime geçmemiz biraz zor oldu. Küçük pansiyonlar var ama kapıları sıkı sıkıya kilitli ve güvenlik nedeniyle kimileri yukarıdan seslenerek bilgi vermeye çalışıyor.
Arabamızı bir yerlere park edip yürüyerek aramaya karar verdiğimiz sırada, konuşmamızdan bizi fark eden, Avrupa Birliği’nde ve konsoloslukta çalıştıklarını belirten iki Türk’le karşılaştık. Derdimizi anlayıp bizi Mostar şehrinin en iyi oteli olan Old Town oteline götürdüler. Fiyatları bize göre yüksek olan bu otelde, onlar sayesinde oldukça iyi karşılanıp, çok düşük bir fiyatla geceyi orada geçirdik.
Mostar, köprüsü ve taş evleriyle geçmişten kalma bir Osmanlı şehrini andırıyor. Eski taş evlerin bir kısmı bar-kafe, bir kısmı lokanta haline getirilmiş. Onların kebap dedikleri, bizim içinse ekmek arası köfte olan yemeklerinden mutlaka yemenizi öneririm. Bir sosla getiriyorlar ki, lezzetine doyum olmuyor.
Cafe ve barlar oldukça güzel genç kızlar ve erkeklerle dolu. Geç saatlere kadar caddelerinde hareketlilik hiç bitmiyor.
Mostar’ın merkezi kadar çevresi de görülmeye değer. Halveti Tekkesi bu yerlerden sadece biri.Suyun doğduğu mağaranın tam yerinde kurulan tekke, oldukça etkileyici. Kimi yabancı dergilerde dünyanın en romantik yerleri arasına girmiş.
Mostar’dan ayrılıp, Saray Bosna’ya doğru yola koyulmadan önce, son olarak yakındaki bir Türk köyüne de uğramak istiyoruz.
Bu köy de Osmanlı’dan kalma eski ve çok sevimli bir köy. Köyde yaşayanlar her ne kadar Türk kökenli olsalar da, Türkçeyi bilen hiç kimse yok.
Nar ağaçları ve incirleriyle meşhur olan köyden, az da olsa katkı sağlamak için, biraz meyve satın alıp çıktık.
Saray Bosna yolu boyunca zaman zaman savaştan kalan izler görsek de, bizden geriye kalanlar hep güzel manzaralar oldu.
Dünyanın en güzel köprüsüdür bence,insan hüzünleniyor başına gelenlere maalesef !